RESSAMIN İÇİNDEKİ DENİZ: “KIYI İLE KONUŞMA”

Lütfiye BOZDAĞ
Gündelik sorunlar yığılarak üstümüze geldiğinde, hayatın yükü ağırlaştığında, rahatlamak nefes almak için deniz kıyısında olmayı düşleriz. Yemyeşil bir doğa ve masmavi bir deniz, dalgaların sesi, tüm sıkıntılarımızı unutturur, alır götürür bizi uzaklara, düş dünyasına, sonsuzluk rüyasına…
Güneşin göz kamaştırıcı pırıltılarla oynayan yakamozları büyülü bir dünya yaratır. Doğanın ve denizin sanatçının ruhuna iyi gelmesi, yeşilin ve mavinin huzur verici renklerinde açıklı koyulu gölgelere bürünen maviliklerinde, maviden yeşile, yeşilden laciverde dönen armonisinde gizlidir.
Deniz sanatçının hırçınlığını dindiren, ruhunu avutan bir gerçek dost. Vazgeçilmez bir ilham kaynağı, kendisiyle başbaşa kalabileceği, kendini doğaya ait hissedeceği yegane yer…
Kendi içselliğinde yaşayan bir sanatçı Ercüment Tarhan.
O yüzden deniz, sanatçının içsel yolculuğunun en önemli metaforlarından biri. “Sabah Vapuru, Gölge ile Konuşma, Dağın ve İskelenin Gölgesi, Sonsuz Kıyı, Büyük İskele, Uzun Kıyı, Deniz Özlemi, Kıyı ile Konuşma”adlı resimleri gibi.
Her gün güneşin doğduğu ve battığı çizgisinde denizin enginliği karşısında tahayyül etmenin büyüsüne kapılan sanatçı, “Kıyı ile Konuşmalar” adını verdiği bir dizi resim gerçekleştirir. Bu resimlerde sanatçı, akıp giden zamanın karşısında anlamın peşine düşer. O yüzden yaptığı içsel yolculukların durak noktası kıyıdır. İçinde nice canlı yaşamları barındıran zenginliğiyle deniz, anlam arayan sanatçıya kaynaklık eden bir varlıktır. Anlamı yitirdiğini sanan sanatçıyı kucaklayarak kaybettiğini sandığı anlamı geri verecek kadar da cömert.
Denizin sanatçıya verdiği bir başka şey ise özgürlüktür. Özgürlük, sonsuzluğun enginliğinde, mavinin envai çeşit tonu arasında gidip gelen dalgalar arasından hayatın güzelliklerinin fısıldar. Deniz kimi zaman sanatçının çoşkularına, hayallerine kucak açan bir sevgili, kimi zaman da içindeki yalnızlığın hüzünlü bir ummanı gibidir. Tarhan’ın resimlerinde deniz, insanı alıp götüren, ruhu sakinleştiren bir dost, uçsuz bucaksız görüntüsüyle uyandırdığı sonsuzluk ve özgürlük hissiyle dinginliğin ve huzurun adı. o yüzden onun resimlerinde kentin kaosundan sıkılan kadınlar, çocuklar deniz kıyısına koşarlar.
Kıyı ile konuşmalarda herşeyin gölgesi vurur sessizliğe. Dağların, ağaçların, insanların. Bir iç konuşmaya dönüşür her şey. Kulağın duyduğu her şeyi an ve an tekrar eden gölge, bir süre sonra içinden konuştuklarını dışından konuşur ama kimse duymaz, aslı bile…
Sanatçı, “Kıyı ile Konuşmalar” serisinde her şeyi kendi gölgesiyle konuşturur. Bu belki bir hesaplaşmadır. Dışarıdan gelen sesler, düşünceler, karmaşa içindedir. Derken iç sesin cevabı duyulur. Sakinleş ve etrafına bak. Bırak ucuz hesaplaşmaları, kavgaları, dünya geçici. Aslolan huzur içinde yaşamak… İşte doğa… olanca saflığıyla yalansız ve dingin, alabildiğine naif ve samimi. İşte huzur…
Ercüment Tarhan’ın son dönem resimleri arasında yer alan kıyı resimleri, her türlü mavinin zengin çeşidi ile kullandığı soğuk renklere rağmen lirik bir tad bırakır. Açık-koyu kontrastlığına rağmen sertliğin olmaması da dikkat çekicidir. Sanatçının kullandığı renklerin yalın olması ve atmosferdeki fluluk bu kontrastlığı yumuşattığı için Ercüment’e ait gizemli ve lirik bir dünyanın kapılarını da aralamaktadır.