“GECEYE DAİR”

John Berger “Görme Biçimleri” isimli kitabında, “Her resmin biricikliği bir zamanlar bulunduğu biricikiliğinin bir parçasıydı. Bazan resim bir yerden başka bir yere taşınabilirdi. Ama hiçbir zaman iki yerde birden görülemezdi. Fotoğraf makinası bir resmin fotoğrafını yeniden çekince anlamı değişti. Daha kesin söylersek resmin anlamı çoğaldı, birçok anlama bölündü” diyordu. Resmin metalaşması ve biricikliğinin yitmesi konularında günümüz ressamları ne düşünüyorlar acaba? John Berger’in saptadığı, resmin (sanatın) bu sorunsallarını görmezlikten gelebilir miyiz?
Ankara’da – 7 Kasım- Dost Sanat Ortamı Galerisin’de açılan Ercüment Tarhan’ın resim sergisini bu soruları kendime sorarak izledim.

Ercüment Tarhan özgeçmişini şöyle anlatıyor:
– 1956 Iğdır doğumluyum. İlkokul orta ve liseyi Iğdır’da bitirdim. Ortaokuldan beri de sürekli resim ve şiirle uğraşıyorum. Okul bağları, benim için resimle uğraşmamı engelleyen bir etmen değildi. 1977’de akademiye girince resim daha öne geçti.
1980 yılında Akademinin düzenlediği genç şairler şiir yarışmasında ödül alınca şiiri erteledim. Çünkü, resmin sorunları ağır basmıştı. Bundan sonra da şiiri resme yaklaştırdım.

-Şimdi soracağım soruyu hiç sevmediğim halde yine de sormak istiyorum. Niye resim yapıyorsun?
-Yapabileceğim tek şeyin resim olduğuna inandığım için. Resmin dışında herhangi bir şey yapacaksam onu resim yapmak için yapacağım.
-Bu ilk kişisel sergin, daha önce karma sergilere katıldın mı?
-1982’de iki karma sergiye katıldım. Bandırma ve İstanbul’da.

Ercüment Tarhan’dan öğrenmek istediğim daha başka şeyler var. Örneğin: İnsanla insan, insanla doğa arasındaki içten ilişkileri bilmeden, algısal denemelerden oluşan sonuçları tuvale geçirmek mümkün müdür? “Temizlikçi İki Kız” isimli yağlıboya resmine baktığımda (öteki resimlerinde de var), ifade ne yüzde ne de figürün bir yanında yoğunlaşıyor.

İfade üretimde (edimde), odaklaşan bir kompozisyon içinde toplanıyor. Tüm nesneler aynı anda önemliler veya aynı anda önemsizler. Resimlerinde Flaman resimlerindeki eviçi yaşantılarının, gündelik zamanın ayrıntılarında olduğu gibi sıradan olaylara rastlıyorum. Resimlerinde dar eviçi mekanlarını seçiyor. Günlük işlerin sıradanlığı, az renk kullandığı
için daha da belirginleşiyor.

“Geceye Dair” yağlıboya resmindeyse, annesi hamile olan bir çocuğun annesinin karnını dinleyişindeki duygusallığı, soğuk renkleri dengeli kullanması nedeniyle ‘olayı’ dramatize etmekten uzaklaştırıyor.
“Bahçesinden geçtiklerimiz” resminde de insanların üretirken kullandıkları nesnelerle aralarındaki mekanik ilişkiyi, iç yoğunluğu da gözardı etmeksizin verişinde, aldığı klasik resim eğitiminin sindirilmişliğini görüyorum.
Bu resminde, elinde süt bakracıyla oturan ve bakraçla adeta özdeşleşmiş köylü kızı figüründe hareketi, aralık ayak parmaklarıyla yere sağlam basışı sağlıyor. Fonda, solda çite dayalı öteki köylü kadının sağ gözünün kısıklığı, çitten başını çıkarmış keçinin de aynı gözünün kısıklığında sürüyor. İzleyeni çoşturmayan bir duruluk yatıyor: giderek birbirine benzeyen insan-nesne ilişkisinde. Sorgulayan bir duruluk. Ercüment Tarhan’ın resimlerini, Neşet Günal Atölyesi resim dili anlayışının bütünlüğü içinde anlamaya çalışıyorum.
Günümüzde bir ressamın, ressam olmaktan başka resim çizmekten başka amacı olmasa da bizler ressamın yapıtlarının tümüne baktığımızda ressamın ‘çağdaş sorumluluk kimliğinin’ niteliğini bilebiliriz.
Yine John Berger’in dediği gibi “…(Dünyanın-bugünkü-durumu salt nesnel bir gerçeklik değildir: Buna bilinçlilik de katılmıştır.)” O halde, ressamlar, yüzyıllarca erdemliliğin ödüllerini ve kötülüğün cezalarını anlatan yalvaç rolünü bırakmışlar mı? Günümüzde de ressam tanıklık yapıyor, olguları saptıyor. Bu yüzyılda güzelin ve çirkinin binbir üslup içinde belirsizleştiği, karmaşığın karmaşığı üretim ilişkileri içinde ressam ‘ben güzeli çiziyorum’ diyerek -artı bilincini- ne ölçüde kullanmış olabilir? Sergi boyunca sorularım yeni sorularımı izliyor. Ercüment Tarhan plastik öğeleri hangi yöntemi kullanarak değerlendiriyor? Kendisinden öğrenmek istiyorum.

-Resmin geçmişten bu yana, dilini ve biçimsel kaygılarını hangi üslup sorunu içinde değerlendiriyorsun?
-Non-figüratiften yana değilim

-Peki, Flaman dünyasının ayrıntıları sende Türkiyeli dünyanın ayrıntılarıyla nasıl çakışıyor? Resmini belirleyen imgeler senin imgelem dünyanda karşılığını nasıl buluyor?
-“Dönmeyen Keçiler” isimli resmimle bunu açıklamak istersem: Bir anıma dönmem gerekiyor. Bunun fazla betimsel olarak yansımasından yana değilim ama betimsel olanla, nesnel olanı, plastik bir düzlemde görselleştirmek istiyorum. 16 yaşıma dek kuzularımızı otlattım. Bir gün oğlaklardan birisi ağıla girmedi, kaçtı. Peşine düştüm ama bir türlü yakalayamadım. Oğlağın ardına düşe düşe dağın eteklerine dek gitmiştim. Oğlak beni dağa çekti. Ağladım. Ailemle gece yarısına dek aradık yine bulamadık. Ertesi gün oğlak başka bir sürüye karışıp geldi. Akademiye girdikten sonra bu nostaljik
olay resmin dilinde bilincime bu biçimde çıkıyor. Resimlerimde kırsallık öğesi ağır basıyor. Kırsal dönüşleri anlatmak elbette kendi üslubunu yaratmak zorunda.

-Anadolu’da geçirdiğin 23 senenin resmin diline kaynaklık ettiğini anlıyorum, izleyiciyle kontak kurmada bu nostaljik olguya hangi plastik değerler kaynaklık ediyor?
-Bize mal olan nesneleri, yaşama biçimlerini seçiyorum.”Çan Dizisi”resimlerimde veya “Çitli Çit” resmimde izleyene bir anlatım sunmuyorum. İzleyenin eleştirisine bir eleştiri sunuyorum.Tabii eleştiriyi de şiirsel bir biçimde sunuyorum.

-Resimde izleyenin eleştirisine eleştiri nasıl oluyor, açıklar mısınız? Resmi yapılan objenin
kutsallaştırılmasını önleyebiliyor musun? Velasques’de objenin kutsallaştırılmasını görüyoruz, ama Goya’da kara dönemi anlatan resimlerinde bu kutsallık yerini eleştiriye bırakıyor. Senin objelerin de izleyeni izleyen bir bakış uzamı içinde düzenlenmiş, bunu nasıl açıklarsın?
-Tanıdığım insanlarla olduğu gibi bildiğim çevre ve gördüğüm nesnelerdeki şiiri yakalamaya çalışıyorum. Bu eğilim, şiire olan yakın ilgimden kaynaklanıyor belki. Zaten toplum olarak böylesi bir şiirsellik bize hiç de uzak değil. Şiirsel eleştiriyi figüratif plastik bir düzlemde görselleştirmek istemi, resim dilini diğer sanat ve kültür ürünleri arasındaki ortak dile yaklaştırıyordu. Diploma isimli resmimde örneğin, kara mizahın yapısındaki eleştiriyi vermeye çalıştım.
-Teşekkür ederim.

Şükran Moral